Benedict Cumberbatch'i öz kızıma tercih etme hikayem



Geçen ay henüz bizim kız 2 yaş krizinin tepelerinde gezinmeye azmetmemiş, çişini 20 saate kadar tutarak bu alanda Ortadoğu ve Balkanlar'ın rekorunu kırmamış ve ben de keçileri dağlık arazide kaybedip dellenmemiş ikeeeen, gitmiş Londra'yı zangır zangır sallayan popüler sanat olayına, Benedict Cumberbatch'in Hamlet'ine bilet almıştım. Bir ay içinde öyle çok badire atlattım, öyle ağzım yandı, öyle sürüm sürüm süründüm ki; aldığım bilet de, kızım bir atkı misali boynuma dolanmamış halde evden burnumu çıkarabilme olasılığı da aklımdan çıkmış. Velhasıl Beyaz Atlı Prens dürttü, "yarın tiyatro var, annemi de ayarladım, gidiyoruz" dedi.

Beni aldı bir panik krizi.. Nasıl olur, yavru bedenime bir koala gibi yapışmış, tuvalete bile tek başıma gidemez, her sabah duşumu bile onun nazarında alır haldeyim. Babanneyi gördüğünde bırakılacağını anladığı için çığlıklar atarak (babanneye "hayııır, o gelmesiiin gitsiiin" diyerek hem de, ay ne ayıııp) kaçıyor! Tam bir "Alman anası" olan babanne bile aralıksız 45dk ağlayarak tepinen çocuğa odasına kapatmak dahil (ki bunu duyunca ben delirdim haliyle, tamam kadıncağız bakmış kendi de sinirleniyor, en iyisi çocuktan uzaklaşmak demiş ve uzmanlarca doğru bir yöntem seçmiş ama bir ana olarak biricik yeeevrumun emanet edildiği kişi tarafından odasına kapatıldığını duymak tüylerimi diken diken etti işte) hiç bir numara sökmediğini görüp, şok olup "kusura bakmayın, ben böyle çocuk görmedim, babası hiç böyle değildi, ben bakamayacağım" demiş havlu atmış.. Bu ahval ve şeraitte ne Benedict'i ne Hamlet'i görecek göz mü kalmış..

Fakat, gittim. O çocuğu ciyak ciyak ağlarken bırakıp o kapıdan çıkmak inanın giyotine gitmekten zor oldu ama gittim. Elime bir buket çiçek ve tiyatro biletini tutuşturup beni sürükleye sürükleye kapıdan çıkaran Beyaz Atlı Prensimi de koluma taktım, gittim.

Çünkü gitmem gerekiyordu. İnsan olduğumu, yetişkin insanlarla entellektüel mecralarda zaman geçirmem gerektiğini anlamam gerekiyordu. Ve çok da beğendim. Yapımı ve sahne düzenini inanılmaz beğendim, orjinal dizeleri modern bir yorumla sunmalarına bayıldım, oyunculuğu da eh işte fena bulmadım. En güzeli de gerçekten sevgilimle tiyatroya gidebilmiş olmayı, karanlıkta el ele 4 saat oturmayı ve ara sıra onun kulağına ağdalı ağır Shakespeare İngilizcesi'nin mealini, ne olup bittiğini fısıldayarak kendimi bir çeşit entellektüelmişim gibi hissetmeyi ve onun da her sefer bana "şimdi mi diycek "to be or not to be", dedi mi, Allah diyo galiba, vallahi dedi, demedi mi, ne dedi?" falan diyip göz kırpıp gülmesini beğendim. Ayh. Oh be.

Yaşasın yetişkinlerin hayatı..!

Bu arada, Benedict dedi ki "baba olduğum için bu role uygun olmadığımı, Hamlet'in trajedisini gerçekten anlayamayacağımı düşündüm".. Çok düşündürücü gerçekten, çünkü insan ana baba olduktan sonra gerçekten bazı varoluşsal kaygıların bir nokta ötesine geçiyor ve hayatın anlamı konusunda bir gıdım yol alamasa bile yine de arayış noktasında bir hafiflik hissediyor. Hamlet'in trajedileri (ki eserin gerçek adı da budur aslında) aslında evde bir çocuk olunca insana ayrı bir boyut gibi geliyor, hani teğet geçtiğin, artık vakit bulup da üzerinde çok fazla düşün(e)mediğin bir boyut. Bu anlamda çocuk sahibi olduktan sonra hayat basitleşiyor, belki anlam kazanıyor, belki de anlamını yitiriyor.. Öte yandan, yine Benedict'in dediği gibi, aslında "herkesin içinde bir Hamlet var", herkes aslında her an kendi içinde hayatın anlamını arıyor, sevdiği birini kaybetmenin bıraktığı boşluğu bilen herkes aslında biraz Hamlet.. Bu nedenle evdeki "ağır kayıp yaşamakta olan" küçük Hamlet'i daha fazla delirtmeden döndük ve kucakladık kendisini. Babanne delirmemiş bu sefer, hazırlıklı gelmiş, o da 1 saat bangır bangır ağlamış sonra susmuş, başlamış oynamaya. Çocuk işte, dünyası "adaptasyon".. Keşke bizler de onun kadar esnek olabilsek değişimlere, kayıplara, acılara karşı..

Dipnot. Nasılsın diyenlere teşekkürler, durumda pek değişiklik yok hala tıbbi tetkikler ve görüşmeler sürüyor, sizleri haberdar edeceğim yakında.. Sağ olun, var olun..!

Dipnot2. Geçenlerde Washington Post'ta çıkan şu yazıda da diyor ki, eşimi evden sürükleyerek çıkarıyorum çünkü evden çık dediğimde acaip bir vicdan azabı duyuyor ve çıkmak istemiyor, çünkü annelerin üzerinde inanılmaz bir toplumsal baskı var. İlginç bir yazı, tavsiye ederim.

Paylaş:  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Sosyete Sözler sayfamızı sizler için hazırladık.
Güzel Sözler, Anlamlı Sözler, Aşk Sözleri, Dini Sözler, Özlü Sözler ve Ünlü Sözleri şeklinde derlenmiştir.
Bazı sözler de hatalarımız var ise affola ve sizlerde bu hataları görürseniz lütfen bilgi vermekten çekinmeyiniz.

Güzel Sözler Mesajlar

Makaleler

En Güzel Mesajlar

Aşk Sözleri