Bir balon macerası



Yavruya balon alınması, bir ana-babanın verdiği vereceği en büyük ebeveynlik sınavlarından biridir sevgili dostlar. Balon alınma sürecinde yaşadıklarınız ve yaşattıklarınız, aslında sizin ne menem bir ebeveyn olduğunuzu gösteriyor. Balon; çok ince iş. Balon; çok tehlikeli iş. Balon; bir insanlık sınavı.

Yavru önünü görmekten, totosuna sahip olmaktan bi'haber olabilir fakat ufukta bir balon olasılığı belirdiğinde yavrunun gözleri şahin, dili bülbül kesilir ve o balon is-te-nir! Yavru balon istediğinde, sizin bir ebeveyn olarak biricik göreviniz, artık bir insanoğlu olarak hayattaki tek amacınız, yavruyu balonuna kavuşturmaktır. Öğrenen anne yine kamu yararına bir hizmet vererek yavruyu balonuna kavuştururken yapılması ve yapılmaması gerekenleri nokta nokta aktarıyor, dikkatle dinleyin ve bu ciddi sınavı alnınızın akıyla verin.

Yavruya öncelikle hangi renk, hangi biçim balon istediğini sorun ve en ufak ayrıntıları dahi zihninize not ederek, baloncuya doğru hamle edin. Ve fakat henüz baloncuya yaklaşmayın. Bir yaz-kış çantadan çıkmaması gereken ana-baba aksesuarı olan güneş gözlüğünüzün altından ya da gözlerinizi kısmak suretiyle etrafı kolaçan edin ve balona doğru yaklaşan diğer ebeveynleri "çalışın". Bu ne demektir; çaktırmadan hangi ebeveyn baloncuya ne mesafede, bu ebeveyn hangi balona doğru bakıyor, ebeveyn A noktasından B noktasına saatte kaç km hızla ilerliyor bunları hesaplayın. Velev ki sizinle aynı renk ve biçimdeki balon, baloncuda tek kalmış olsun (Murphy tarafından torpilli bir ana olduğunuz için, büyük ihtimalle bu durum geçerli olacaktır), işte o zaman bu hesaplamalar hayati önem taşımaktadır.

Evladınızı bırakabiliyorsanız yedek ebeveyne bırakın, bu karar sizin için hayat kurtarıcı olacaktır. Evladınızı bırakabileceğiniz biri yoksa, pusetteyse çocuğu "sıkı dur" komutuyla sabitlemeniz, kangrudaysa göz temasından ve olası hedef balon değişikliğinden kaçınmanız çok önemlidir. Bir defa "hangi balon?" diye sorduğunuzda cevabı içselleştirin ki, defalarca bu soruyu sorup farklı cevaplar alma olasılığı bıçak gibi kesilsin. Hedefe kilitlenmeniz, asla ve kat-i surette ilk renk ve biçimden şaşmamanız, yavrunun bundan sonraki hedef şaşırtma emellerini uzman bir "3-Maymun" olarak bertaraf etmeniz ölümcül derecede hayatidir. Bir defa baloncuya ulaştınız mı artık bahisler kapanmış, fikir değiştirme özgürlüğü sona ermiştir. Yoksa diğer ebeveynler tarafından çiğ çiğ yenmeniz, daha beteri itelenerek en arka sıraya geri düşürülmeniz olasıdır.

Baloncuya ulaştığınız anda, ayrı bir evrene girdiğinizi ve artık bunun geri dönüşü olmadığını bilin. Artık hayatta bir tek amacınız var; o pembe poni balon her ne pahasına olursa olsun yavrunuzun olmalı! Bunun için vicdanınızı söküp atacak, içinizdeki en karanlık köşenin tüm kalbinizi ve mantığınızı ele geçirmesine izin vereceksiniz. O son "pembe poni" mutlaka sizin yavrunuzun olmalıdır, bunu unutmayınız!

Bazı ana babalar sizden daha uyanık ve deneyimli olacaktır, fakat sizin de arkanızda kapı gibi Öğrenen Anne var, korkmayın. Akıl akıldan üstündür. Yavuyu kucağında getirmiş bir ana aslında büyük oynamaktadır. Size "yavru kucağımda, zor durumdayım" mesajı verir gibi gözükse de, aslında o küçük şeytan çok özel eğitilmiş, o koca gözlerinde asılı duran bir damlacık yaş (ne düşer, ne kurur dikkat ederseniz) ve büzülü dudaklar tamamen teatral bir makyaj olup, tüm amacı "gariban edebiyatı" yapmak ve o pembe poniye sizden önce ulaşabilmektir. Buna asla kanmayın. Küçük dirsek darbeleri ve iyi planlanmış matematiksel adımlar atarak sırada önlere geçmek sanatına vakıf olmalısınız. Acımayın, acırsanız kaybedersiniz.

En önde, baloncuya en yakın konumda bulunma başarısını elde ettiniz. Fakat hemen rahatlamayın, asıl savaş şimdi başlamaktadır. Bu fiziksel değil, psikolojik savaştır. Yavuyu kucağınızda değil yedek ebeveynle bırakmanız işte bu noktada hayati önem taşımaktadır. Yavaş ama emin bir ses tonuyla dışarıdaki hayali bir yavruya doğru "yeşil dinazor değil mi, tek kalmış, gerçekten çok güzelmiş yeşil dinazor" demeli ve bunu belirli aralıklarla sürdürmelisiniz ki, yeşil dinazorun "arz ve talep" mekanizması harekete geçsin. Bu sırada yavrunuz yanınızda olursa, o da yeşil dinazora kayacağı için, işte bu noktada çok dikkatli olmanız gerekir. Yavruyu baloncudan uzakta tutmalı, bu sayede hem iki dakikada bir fikir değiştirmesini hem de sizin hayati planınızı sekteye uğratmasını bertaraf etmelisiniz.

Bir eliniz mümkünse pembe poni'nin kuyruğundan ayağından falan bir noktaya dokunmalıdır. Bu çok önemlidir çünkü tüm gelişmiş primatlar doğal ortamlarında sahip oldukları ya da olacakları eşyaları üzerine işeyerek falan işaretlerler, sizin de yaradandan geliştirilmiş parmak ve elleriniz işte bu noktada hayati önem arz etmektedir. Parmaklarınızı akıllıca kullanın. Hedefe bedenen yakın, ruhen daha da yakın olun. Neredeyse başardınız. Bir kere balonu yakaladınız ve küçük parmağınızı üstüne dokundurdunuz ise, diğer ebeveynler mutlaka mesajı alacaktır; artık o balon %80 ihtimal sizin olmuş demektir. Yine de bu noktada dahi cingöz bazı ebeveynler çıkabilir ve siz küçük parmağınızla balonu dürteyazarken bir dirsek hamlesiyle baloncuya sizden daha yakın noktadan ulaşabilir, o nedenle küçük parmağınız balondayken, gözlerinizden en azından biri (ebeveynliğin bu noktasında iki gözünüzü farklı noktalara doğru bir bukalemun ustalığıyla hareket ettirebildiğinizi tahmin ediyoruz tabii) mutlaka baloncunun gözleriyle temas halinde olmalıdır. Yüzünüzde pişkin olmayan, mütevazi ve sıcak bir gülümseme olmalı, baloncuyla gözgöze geldiğiniz anda en sıcak, en anaç, en seksi gülüşleri harmanlayıp, en katı yürekli baloncunun bile karşı duramayacağı bir "ver onu bana" mesajı göndermeye hazır olmalısınız.

Fakat olayın en can alıcı noktası budur. Küçük parmağınız balonda, tek gözünüz baloncuda, dirseğiniz inceden en yakın rakibin kaval kemiği hizasında ve tek ayağınız diğerinden hafif önde ki dengeli duruşu sağlayarak yerinizi garantileyebildiniz, işte o diğer el, diğer göz bu noktada çok çevik bir şekilde cüzdandan tam istenen miktarı kuruş sektirmeden bir kalp atışı hızında çıkarıp baloncuya uzatabilmelidir. Bozuk para bulundurmak bu noktada hayati önem arz etmektedir çünkü 50 lira uzatırsanız, en köşedeki rakibinizin bozuk paraları onu sizden bir adım öteye taşıyacak ve o pembe poniyi sonsuza dek kaybetmenize neden olacaktır. Bunu istemezsiniz.

Balonu aldınız, tebrikler. Bu noktada diğer anaların sinirli bakışlarına ve yavruların gözyaşlarına oralı olmamalısınız. Siz oraya bir görev ile gönderildiniz ve bu görevi layıkıyla yerine getirdiniz. Siz o pembe poniyi hak ettiniz. Kıskananlar olacaktır, aldırmayın. Aralarından muzaffer bir komutan edasıyla yürüyün ve yavrunuza kavuşun. Yavrunuzun büyüyen gözleri ve kulağınıza o an "ama yeşil dinazoru istemiştim" gibi gelebilecek anlamsız sözlerini duymamalı, ipi ustalıkla bileğine geçirmeli ve çifte düğümü çakmalısınız. Bu nokta son ama en önemli noktadır çünkü bir yavrunun zihninde, tam ulaştığı anda birden havaya doğru yükselen ve özgürlüğüne doğru uçan bir balonun görüntüsünden daha acı verici bir anı daha olamaz.. Zafere bu denli yaklaşmışken, asla bu yanılgıya düşmeyin, asla yavrunuzu hayal kırıklığı içinde bırakıp, asla aynı badireye yeniden atılmaya ve son kalmış yeşil dinazora ulaşmak için yiğitçe çarpışmaya mahal vermeyin. Aman..

Paylaş:  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Sosyete Sözler sayfamızı sizler için hazırladık.
Güzel Sözler, Anlamlı Sözler, Aşk Sözleri, Dini Sözler, Özlü Sözler ve Ünlü Sözleri şeklinde derlenmiştir.
Bazı sözler de hatalarımız var ise affola ve sizlerde bu hataları görürseniz lütfen bilgi vermekten çekinmeyiniz.

Güzel Sözler Mesajlar

Makaleler

En Güzel Mesajlar

Aşk Sözleri