Bırakın ağlasın!



Evet, başlığı doğru okudunuz. Hayır, çocuğunuzu ihmal edin demiyorum. Evet, bırakın ağlasın diyorum. Bırakın ağlasın; sizin göreviniz onu susturmak değil, onu rahatlatmak. Susacağı zamana, siz değil o karar versin.

Maya doğduğundan beri diğer bebeklerden daha fazla ve daha yüksek sesle ağlıyor. İlk aylarında “Neden?” diye düşünüyordum, “Neden benim çocuğum yeterli beslenirken, yeterli uyurken, etrafında stresli insanlar yokken, yeterli derecede sevgi alırken yine de ağlıyor? Neden devamlı mutsuz? Neden diğer çocuklar gibi değil?”. O kolik aylarının cebelleşmelerini ben hatırlamak istemiyorum ama siz hatırlamak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz. Sonra kendimi suçlamalar geldi, yetersiz anneliğimle, bencil karakterimle boğuştum. Üstelik ailemden gelen geribildirimler “sen de böyleydin bebekken, sana çekmiş!” (meali: senin suçun onun ağlaması) ya da “sen bu çocuğu yaptıysan, layıkıyla bakacaksın, böyle olmaz, onu herşeyin önüne koyacaksın” (meali: bakamıyorsun sen) ya da “acaba aç mı, uykusu mu var, üşüyor mu, hasta mı acaba” (meali: hepimiz endişeliyiz, sen neden rahat rahat duruyorsun?) ve daha niceleri.. Çok zorlandım (buyrun hatırlayın); ufacık bir bebeğin de olumsuz duyguları olabileceğini, bebeğin de yetişkin kadar “duygularını ifade etme isteği” duyabileceğini, ağlamasının benim anneliğimin iyi ya da kötü olmasına bağlanamayacağını öğrenirken (bunu nasıl öğrendiğimi şu yazıda hatırlayabilirsiniz), çok zorlandım. Şimdi yeni yeni kabullenmeye başladığım şeyler; bebekler ağlar, bazıları daha çok ve daha yüksek sesle ağlar, ben ona tüm kalbimi açtığımı ve sevgimi elimden geldiğince vermeye çalışıyorum ama o yine de ağlıyor. Çevrenin - kendi anne babam bile olsa - ne dediği, ne kadar rahatsız olduğu, ne kadar endişelendiği önemli değil. Kızım ağlamak istiyorsa ağlar. Onun rahatlama yöntemi buysa; ona saygı duymak, duygularını bu şekilde ifade etmesine izin vermek gerekir. Nokta.

Bebeklerin tüm ihtiyaçları karşılandığı halde, yine de ağlayabildikleri gerçeğini ben bilmiyordum. Öğrendikten sonra da uzun zaman kabullenemedim. Yine hep "neden?" dedim durdum. Oysa nedeni yoktur bazı şeylerin. Büyürken, hatırlıyorum ben de nedensiz yere bazen huysuzlanırdım, başlardım ağlamaya. O zaman ananem bana “ağla kızım, ağlayınca insan rahatlar” derdi. Eminim siz de yaptınız, ağlamanız bittiğinde insanın içi bomboş olur, bir rahatlama gelir, bir seçenekleri değerlendirme ve tekrar ayağa kalkma süreci başlar. Ağlamak güzeldir. Sonra her ergen gibi benim de endişelerim, sıkıntılarım oldu ama ergenlikte birden bağıra çağıra ağlamak "ayıp" olmaya başladı. Büyüyüp yetişkinliğe adım attıkça, toplumsal roller ve kişinin "dış görüntüsü" ve "iç halinin dinginliği" önemli olmaya başlar. “Ağlamak ayıptır” diye düşünme kıskacına girdiğimiz anda ya da artık rahatça ağlayacak zaman ve mekan özgürlüğü lüksümüz yoksa, bu duyguyu içimize atmaya başlarız. İçimde bir sıkıntı var,nedir bilmiyorum, galiba moralim bozuk der geçeriz. Oysa şöyle bağıra çağıra, doya doya ağlamak ne güzeldir, ne rahatlatıcıdır. Çocuklar gibi rahatça ağlayıvermek..

Ağlamayı bu denli normalleştirdiğimiz halde, neden bu lüksü bebeklerimizin elinden almaya çalışıyoruz? Neden onları “susturmak” için ağızlarına emzikler tıkıyoruz, hop hop hoplatıyoruz? Düşünsenize, siz sinirlisiniz ve karşınızdaki ağzınıza koca bir peçete sokuyor ya da sizi tutup sağa sola sallıyor. Ne kadar rahatsız olursunuz, değil mi? Sadece Ağlamak da değil, sinirlenmek, üzülmek, olumsuz duygular içine girmek.. Tüm bunları bebek ve çocukların ellerinden almamıza, büyüklerin hakkıymış gibi görmemize neden nedir? Her anne baba ara sıra çocuğuna sinirlenir, bazen azarlar. Oysa çocukların anne babaya sinirlenme hakkı nedense yoktur. Oysa olumsuz tüm duyguların da bir işlevi vardır, ruhsal dengemizi sağlamayı, ilerleyen yaşamda karşımıza çıkan zorlukların üstesinden gelebilmeyi bu şekilde öğreniriz.. Hayat her zaman güzelliklerle gelmez.

Velhasıl, Maya ağlıyor. Bağırıyor. Yaptığım tek şey onu rahat bırakmak ve onu dinlemek. Yanında olmak, ara sıra (her an değil) saçını sırtını okşamak, sessizce, sakince, kendi olumsuz duygularımı göstermeden, çevre ne diyecek diye strese girmeden, o izin verdiği ölçüde yanında durmak, izin verdiği ölçüde elini tutmak, izin verdiği zaman öpmek. Biraz sakinleştiği anlarda onu sevdiğimi söylemek, ağlama nedenini biliyorsam (şu an yorgunsun, o nedenle ağlıyorsun ya da uzun süredir yemek yemediğin için açsın, ondan ağlıyorsun gibi) bunu ona sessiz ve sakince tekrarlamak. Maya'nın öfke krizleri bazen yarım saat sürüyor ve bittiğinde ben kendimi 50. kattan atmak isteği içinde bulabiliyorum ama yine de "seni seviyorum Maya, umarım rahatlamışsındır" diyor ve öpüyorum onu. Belki bir gün geçecek bu krizler, belki de ömür boyu karakteri olacak, bilmiyorum ama tek bir şeyi biliyorum: ne yaparsam yapayım, ne yapmazsam yapmayayım, Maya ağlıyor. O nedenle nedeni ben değilim. Kim ne derse desin....

Not. Bu yazıyı yazmak uzun zamanımı aldı ve zorlandım. Şehrimizin "Ağlayan Çocuk Merkezi"ne 1 senedir gidiyorum ve en azından kendi psikolojim için çok faydasını görüyorum. Bu yazı, orada konuştuklarımızın da kısa bir özeti. Onun dışında okuduğum şu kitaptan  ve şu kitaptan da çok fayda gördüm. Daha büyük çocuklardaki sinirli davranışların yönetilmesi hakkında şu sayfa güzel bilgiler veriyor. Ayrıca şöyle de bir blog var, ilgilenirseniz.


Paylaş:  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Sosyete Sözler sayfamızı sizler için hazırladık.
Güzel Sözler, Anlamlı Sözler, Aşk Sözleri, Dini Sözler, Özlü Sözler ve Ünlü Sözleri şeklinde derlenmiştir.
Bazı sözler de hatalarımız var ise affola ve sizlerde bu hataları görürseniz lütfen bilgi vermekten çekinmeyiniz.

Güzel Sözler Mesajlar

Makaleler

En Güzel Mesajlar

Aşk Sözleri