Her eve bir Cronjäger lazım



Biliyorsunuz, bizim böğürtlen burunlu, bambini yanaklı, tontiş kulaklı Maya, sağolsun doğuştan ağlak bir bebek. İlk 3 ay kolik sandığımız ve benim burada sizinle kolik bebekle nasıl başa çıkılır/çıkılmaz konusunda paylaştığım yazımda da bahsettiğim gibi, kolik ağlaması 4. ay boyunca dinmeyince, burada da yazdığım gibi tam keçileri kaçırmak üzereyken, çocuk doktorumuzun sayesinde soluğu şehrin "ağlayan çocuk merkezi"nde almış ve biricik yevvvrumuza şurada da bahsettiğim "regülasyon bozukluğu" teşhisi konulmasını takiben, hayatımıza bir adet "Dr. Cronjäger" gerçeği girmişti. Kendisini ilk başlarda sevemedim hatta şurada da bahsettiğim gibi kendisine Dr. Nazi adını bile verdim. Hey gidi günler hey.. Meğerse bu Dr. Nazi, bir cevhermiş de haberim yokmuş.. Regülasyon bozukluğunu yenmede ve sonrasında her başım sıkıştığında verdiği ve benim de dönem dönem sizlerle paylaştığım ipuçları sadece anneliğe değil, adamın kendisine bakış açımı dahi çok değiştirdi. Şu an benim için Dr.Cronjäger eşittir bir Dr.Gregory House. Huysuz muysuz ama tıbbi cevher diyorum. Adama tapıyorum. İyi ki var. Nokta.

"Jäger" nedir bilir misiniz? Oldukça sert bir içkidir. Yemeklerden sonra hazmı rahatlattığı falan söylenir. Dolayısıyla, doktorun adının son yarısında bulunan bu hazımsızlık giderici etki, sadece hoş bir rastlantı değil, adam düpedüz benim "annesel hazımsızlığıma" iyi geliyor yahu. Krizlerden sonra al bir Dr. Cronjäger, rahatla, oh missss! Hele hele çocuklu hayatla mücadelede kendini geceleri şaraba, sabahları kahveye dayama şansın yoksa, kahpe kaderin bir cilvesiyle hala ve inatla emziren, beyni türlü bağlanma odaklı ebeveynlik (aka. attachment parenting) zırvalığıyla (töbe töbe, çarpılıcam şimdi) yıkanmış montofon anneysen.. Hoşgeldin klübe, çek bi fırt Dr.Cronjäger'den, rahatla... Oh missss.

Dr. Cronjäger'e düştü yolum yine bu hafta. Çünkü daralıyorum dostlar. Ağlak kızın çığlıkları, azı dişlerini çıkarmaya azmettiği bu günlerde (tabii ki tek azı dişi çıkarmak da neymiş, çıkarmışken dörder dörder çıkarmak farz!) opera sanatçısı kıvamından bir desibel öteye atladı. Vallahi kulaklarımda daimi bir çınlama, bir tinitus'ceğiz oluştu, geçmiyor.. Bulutsuzluk Özlemi Nejat'ın "Beynim Zonkluyor" derken ne demek istediğini anlamış bulunuyorum!

Neyse, özetle: kız ağlar, ben ağlar, Beyaz Atlı Prens kızı kucaklamış, beni öperek okşayarak hangimizi sakinleştireceğini bilemez haldeyken bana bir gülme krizi gelir. Ben bir ağlar bir gülerken, bu olayın tuhaflığı kızı da güldürür, biz ailenin tuhaf kadınları böyle gözyaşları içinde gülerken, Beyaz Atlı Prens şaşkoloz kalakalır falan. Ay bir durum komedisi halimiz.. Ertesi sabah bir doz Cronjäger almam icab etti tabii. Sinirler laçka. Adamın etinden sütünden faydalanıyorum, napiim, gurbet elde fazla okumuş entelajans annenin ev annesine dönüşme durumunda yaşadığı kozmik buhranlar, varoluşsal hezeyanlar arasında bu kaçış: "parasıynan" değil mi hacı!?

Anam annelik ne zormuş beh! Dostlar başına.. Neden elalemin bebeği miyk miyk ağlarken benimki hüloaaaaaaağ diye ağlıyor bilemiyorum ki? Ya tamam, ben de biliyorum gülmesi de bi coşkulu bu kızın, geçen gün babası "kanıt olsun cepte dursun" diye telefona kaydetmiş, tam 25 dakika aralıksız ikimiz gülüyoruz böyle önlü arkalı, haberimiz yok kayıt altına alındığımızdan. 25 dakika aralıksız gülüyoruz, Allah hep güldürsün de, o da biraz manyaklık tabii. Güldüğümüz şeyi de sormayın hiç, saçma sapan bebek mizahı işte, konusuz. Güle ağlaya büyüyoruz ikimizde sanırım..

Velhasıl, Dr. Cronjäger'a dedim ki "ben keçileri kaçırmak üzreyim doktor civanım.. bu kız niÇIN ama niiiiÇIN böyle ağlak?". O da dedi ki "sayın bayan, bunlar büle olur, sizinki biraz histerik nevrotik bir şahsiyet, büle yani, kabul edeceksiniz, siz kendinize bakacaksınız, güçlü olacaksınız, gerektiğinde bebeği bırakacak evden kaçacaksınız". Dedi. Vallaha dedi. Fazla okumuş, fazla araştırmış, fazla düşünen ananın sonu: Evden kaçan ana fenomeni. Buyrun bakalım..

Çarşamba babanneye ve Cumartesi babaya bırakarak 2'şer saat kadar spora kaçıyorum her hafta, sapık gibi koşuyor, manyak gibi bisiklet çeviriyor, fırsat bulunca 18'lik dilberlere aşık atmaya Zumba'ya falan katılıyorum, lakin yetmiyor. Kız büyüdükçe sesi de büyüdü be anacığım. Desibelin bir üstü nedir, bilemedim, yakında sesiyle kristal bardak, pencere, tava falan patlatır bu kız. Müziğe de ilgisi var, özellikle de klasik seviyor (lakin geçen gün oyunhavasında da kıvırta kıvırta oynadı, bilemedim nedir bu hali). Ağacı yaşken eğmeli belki de bir musiki hocası tutmalı, mesela bir Muhsin Bey, piyano hocası... Yakışır.. Lakin evet, dağılmayalım, keçiler kaçmadan, bana evden kaçma reçetesi yazıldı. Uygulamada ne derece yol alacağım bilmiyorum, ama evet, sonbaharda işe ve doktoraya geri dönmeyi de planladığım için, mart kedileri misali her fırsatta (yavaş yavaş dozu arttırarak) kapıyı açık bulduğum an, evden kaçmaya niyet etmiş bulunuyorum. Du bakali n'olcak?

Kızdan yana korkum yok, kendisi sosyal ötesi bir insan evladı olduğu için, onunla oynayan birilerini bulduğu sürece bensizliğe fazla takılmıyor. Ben eve gelince "mam-maa" diye çığlıklar ve el çırpmalarla karşılanıyorum ama giderken oralı olmuyor pek, daha ziyade "defol git ne halin varsa gör, rahatla da gel, seni öğlenden sonra süründüreceğim nasılsa" bakışı atıp, kafasını çeviriyor. Lakin ben bırakamıyorum, kıza bağımlı oldum, resmen Stockholm Sendromu yaşıyorum bu çocuğa karşı.. Ağlamadığında, süper bir insan evladı kendisi.. İnanınız lütfen.

Kıssadan hisse: uzay mekiğinin bağlı olduğu roketten ayrılma çalışmaları başlamıştır. Stop. İlk adımı 1 ay önce attık, 1 aydır Maya kendi odasında, kendi yatağında, kendi kendine uyuyor (yuppii evet ben BİLE başardım bu işi, çok zor değilmiş yav, yazıcam bunu bir ara, fırsat olmadı çenelemekten). Ve inşallah ikinci adımı yani bu sıralarda iyice azalan emzirme maratonumuzu da yakında bitireceğiz (esenliğe kavuşur kavuşmaz önce çılgınlar gibi içeceğim yani 1 birayla sarhoş olacağım, ertesi sabah da tam 1 litre kahve içip kutlayacağım ve sonra cırcır olacağım ama size memeden kesme hikayemi de yazacağım). Ve yazın uzun ve güzel günlerini kızımla bolca kucaklaşarak, oynayarak, ara sıra böyle ağlama gülme krizleriyle falan geçirdikten sonraaaa, inşallah sonbaharla birlikte aldığım ve 1 yıldır depe depe kullandığım annelik iznimi, ben de yavaştan artık geri iade edecek ve işime gücüme döneceğim. Haydi bakalım, düğmeye bastık, yelkenleri açtık! Vira vira!

Paylaş:  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Sosyete Sözler sayfamızı sizler için hazırladık.
Güzel Sözler, Anlamlı Sözler, Aşk Sözleri, Dini Sözler, Özlü Sözler ve Ünlü Sözleri şeklinde derlenmiştir.
Bazı sözler de hatalarımız var ise affola ve sizlerde bu hataları görürseniz lütfen bilgi vermekten çekinmeyiniz.

Güzel Sözler Mesajlar

Makaleler

En Güzel Mesajlar

Aşk Sözleri