Kaynananın ortası yok mudur?



İki gün önce, Beyaz Atlı Prens'in iş arkadaşından önce ona, ondan da bana geçen, alttan üstten cırcır corcor ve tüm eklemleri özellikle de beli hedef alan korkunç ağrılarla kendini belli eden ve virütik olduğu düşünülen tuhaf bir hastalık geçirdim. Jet hızıyla gelip geçen bu hastalığa ben "36 saat hastalığı" adını verdim çünkü başlamasıyla bitmesi tam 36 saat sürüyor, neyse ki bu kadar hızlı geçiyor çünkü gerçekten kelimenin tam anlamıyla süründüm. Anne olunca öyle yayıla nazlana koltuk tepelerinde prenseslik yapamıyorsunuz tabii. Baba ve bakıcı bir arada bile olsa toplamı bile bir anne etmiyormuş azizim. Bu hastalık sırasında tek ebeveyn olmanın ne kadar zor olduğunu düşündüm. Başını yastıktan kaldıracak halin yok ve etrafta cıvıl cıvıl dolaşan, her an yeni bir oyun isteyen bir bıcırığın var.. Düşünsene.. Aman Allahım.. Sen yalnız annelere güç ver!

Velhasıl, tüm bunlar tabii ki Beyaz Atlı Prens'in de işyerinde en yoğun olduğu, ertesi gün projenin teslim edilmesi gereken günde olup bitti (sağolasın Murphy hiç sektirmiyorsun!). Dolayısıyla anne yatak döşek tuvalet, baba evde ama bilgisayar başında, bakıcımız zaten yok daha önce de bahsetmiştim. Ama doğrusu bu bana ders oldu, iyileşir iyileşmez ilk iş acil durumlarda başvurabileceğimiz güvenilir bir bakıcı arayışına başladım. Duyduğuma göre yaşadığım şehirde bu tip "hasta ve yalnız anne"lere özel profesyonel bebek bakım hizmeti varmış ve 7 gün 24 saat evinize uzman bir bakıcı gönderiyorlarmış. Medeniyet işte.. Ya da tek ebeveynlerin yaygın olması ve dertlerin ortak olması, arz-talep.

"E Beyaz Atlı Prens'in Elfgillerden annesine ne oldu, evlerinizin arası 10 dakikaydı hani, bakıverseydi ya?" dediğinizi duydum, ona geliyorum zaten.. Ben yataktan kalkamayınca kayınvalidemi aradık, ulaşamadık. Beyaz Atlı Prens kızı aldı biraz sabah yürüyüşüne götürdü ki ben bir saat uyuyabileyim belki toparlarım. Yürüyüş sırasında, pembe eşofmanlarını çekmiş, kulağına mp3 çalarını takmış, full makyajla bizim burdaki dere kenarında koşuya çıkmış bulunan Elfgillerden kayınvalideme rastlamışlar (dünya küçük tabii sevgili Murphy!) ve kayınvalidem "aa evet, geçmiş olsun, fakat benim şimdi koşuyu tamamlamam eve gidip duşumu almam hafif birşeyler atıştırıp gelmem biraz zaman alır, ben 1.30 ila 3.30 arası gelebilirim, sonrasında bu güzel havada kız arkadaşlarıma söz verdim, bira bahçesine gideceğiz" demiş. He aynen böyle. Aynen de öyle yaptı, geldi, 2 saat oturdu, kalktı, bu arada ben devamlı yatakla tuvalet arasında gidip geliyordum, kalktığını duymamışım ve kendisine bir teşekkür dahi edememişim, çok ayıp oldu...

Ya bak dalga geçmiyorum, aslında ben bu Elf kaynanamı çok seviyorum. Böyle tam benlik bir kadın, ne mıç mıç içiçeyiz, ne de selamı sabahı kesmiş haldeyiz. Haftada 1 gün 2 saat Maya'ya bakarlar, 2 haftada bir de biz onlara sabah kahvaltısına gideriz, genellikle her hafta bir sabah da telefonda konuşur, birbirimize kibarca esenlikler falan dileriz. Ben de yapı olarak biraz mesafeliyimdir insanlara, evime karışılsın, hayatım didiklensin, davet edilmeden gelinsin gidilsin, istemediğim halde bulaşıklarım yıkansın falan hiç kaldıramam. O nedenle, son derece egosentrik olup beni de kendini de mutlu eden bir kaynanam var çok şükür. Lakin, bazen - özellikle de bebek bakıcısına ihtiyacım olduğunda - kadının sabah koşusuna, yüzme seansına, alışveriş programına ya da sosyal aktivitelerine öncelik vermesi tabii bizim Türk kültürüne göre biraz ters geliyor. Şimdi "torun baldan tatlıdır" gibi atasözleriyle harmanlanmış toplumumuzda bana "vah garibiiim" diye bakanlarınız vardır eminim. Ama şimdi eğri oturalım doğru konuşalım, kayınvalidemin de bir hayatı var ve kadının hayatının odağı biz ve Maya değiliz, olmamalıyız da. Kendine bakıyor, yaşamının ikinci baharını doya doya yaşıyor (helal olsun) ve evet ihtiyacım olduğunda da yanımda, geliyor bakıyor Maya'ya üstelik bir de şu üstteki çilekleri gitmiş "kendin topla, kendin ye" bahçesinden organik organik toplamış, geçmiş olsun'a getirmiş. Daha ne isterim, hiç.. Ben mutluyum, o mutlu, herkes mutlu yani.

Bu "kaynana hadisesi"nin bir de bizim Türk kültürü versiyonu var biliyorsunuz. Bu versiyon benim kaynanamın tam tersi bir versiyon. Çocuk olunca eve gelip bir daha gitmeyenler mi ararsınız, çocuğa bakıyorum adı altında tüm hayatınıza karışan, kendi kafasına göre düzenleyen (donlarınızı bile elden geçirip işine gelmeyenleri çöpe atan "ama eskimişti yavruuum") mı ararsınız, hatta bu haftaki klasik kaynana dedikodusu sırasında bir arkadaşımdan şunu dahi duydum: "ay kaynanası demiş ki: "kızım sizin uykunuz ağır, çocuk ağlayınca hemen duyamıyorsunuz, koşamıyorsunuz, ben sizin odanızda kanepede uyuyayım da çocuk ağlayınca ben bakayım" !!!!!! YUH yani evet ama oluyor bunlar. Kaynanaların sınırı yok azizim. Üstelik bunu da size "iyilik olsun" diye, "yardımcı olmak için" yapıyorlar da kıymetleri bilinmiyor, ah bu gelinler aaaaaah.

Velhasıl, kaynanaların ortası yok sevgili gelinler, ya aşırı üstünüze titrerler ya da tamamen boşverirler. Ne kaynanalar gelinlere, ne de gelinler kaynanalara yaranabilir diyelim bitirelim en iyisi.

Paylaş:  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Sosyete Sözler sayfamızı sizler için hazırladık.
Güzel Sözler, Anlamlı Sözler, Aşk Sözleri, Dini Sözler, Özlü Sözler ve Ünlü Sözleri şeklinde derlenmiştir.
Bazı sözler de hatalarımız var ise affola ve sizlerde bu hataları görürseniz lütfen bilgi vermekten çekinmeyiniz.

Güzel Sözler Mesajlar

Makaleler

En Güzel Mesajlar

Aşk Sözleri