Maya'dan ve ailemden çok korkuyorum!



Çok yakında Türkiye'ye gideceğimizi ve 2,5 hafta kalacağımızı fark ettiğim an, bana bir ter bastı. Bileti alan ben, iple çeken ben, streslenen yine ben. Stresi herkese bulaşan, yine ben. Ailemi özledim, görmek istiyorum. Dostlarımı özledim, şimdiden planlar yapıldı bile. Oysa ben korkuyorum, çok endişeliyim, ya tatilde çok ağlarsa, ya uyku düzeni bozulursa, ya yemezse derken, stres ve kaygılarım öyle üst düzeye ulaştı ki, soluğu Ağlayan Çocuk Merkezi'nde aldım. Meslektaşımla oturduk, konuştuk, rahatladım.

Şimdi olay şudur: Bizim kız bahtımıza doğuştan ağlak çıktı, aslında hiçbir nedeni olmayan bu kişilik özelliğinin "neden?"lerine kafayı taktığımız o ilk 5 ay o derece psikolojik stres yaşamışız ki (farkına yeni varıyorum, gözünü sevdiğimin mesleği, psikoloğa gidersin hiç farkında olmadığın sıkıntılarını fark eder dönersin. İyi mi kötü mü edersin bilmem ama farkındalık çözümün ilk aşamasıdır diyelim) o aylardan bize nur topu gibi bir anksiyete hasıl olmuş: Ben Maya'dan aşırı derecede korkuyorum. Evet. Ben hayatımda hiçbir şeyden Maya'dan korktuğum kadar korkmuyorum. O kadar korkuyorum ki onun ağlamasından, o ağlamasın diye insan üstü bir çaba ve sevgi veriyorum ona. Yine de ağlayacak birşey buluyor ve o an benim elim ayağım birbirine dolanıyor. Bunun iki nedeni var; ilki, Maya ağladığında benim kişisel güvensizliklerim hortluyor ve tüm olumsuzlukların nedenini kendi başarısızlıklarım olarak görüyorum. İkincisi de; kendim konusunda kimin ne dediğine toplu iğne ucu kadar önem vermeyen özgür kadın ben, konu çocuğuma gelince nedense dış kapının mandalının ettiği lafa bile içerliyorum ve hop madde bir: bu benim başarısızlığım diyorum.

Türkiye'ye gitmekten şu nedenlerle korkuyorum. Burada iyi kötü bir düzen oturttuk, karışanım yok, Maya'nın dilini %95 oranında anlıyorum artık. Oysa Türkiye'de kültürümüzden gelen bir "sen bilmezsin, doğrusu budur" anlayışı hakim. Ailem her ne kadar özen gösterse de, iyilikle yaklaşsa da, ister istemez "x'in çocuğu..." ya da "acaba şu nedenle mi..." gibi başlayan cümleler kurmakta biraz eliaçık insanlar. Ayrıca herkesin çocuk yetiştirme tarzı farklıdır ama, Avrupa kültürünün aşırı mesafeli, çocuğu kendi kendine, sakin bırakma hali, Türkiye'de tamamen çocuk merkezli, her dakika sesli, müzikli, danslı, boğuşmalı kültürle felaket çatışıyor. Yanlış anlaşılmasın, biri üstündür demiyorum ve kızımın bu iki farklı kültürü deneyimlemesi hoşuma gidiyor. Ailemin ona kendi tarzlarında davranması, bir farklı renk, bir farklı deneyim. Bence zenginlik. Bana da çoğu şeyi görmezlikten duymazlıktan gelmek, daha rahat davranmaya, çok tersime giden anlarda ailemi kırmadan kibarca uyarmaya çalışmak düşüyor. Benim için de önemli, öğretici bir deneyim.

Beni korkutan, ara sıra ailem ve ben ipin ucunu kaçırıyoruz. Ailemin "neden?"leri ve "acaba.."ları arttıkça, benim güvensizliklerim artıyor. Benim güvensizliklerim arttıkça, aksileşiyorum, özellikle bana yakın, nazımın geçtiği insanlara karşı çok kırıcı oluyorum. Ben huzursuzlaştıkça, Maya'nın huzursuzluğu artıyor. O ağladıkça ben telaşlanıyorum, ben telaşlandıkça o ağlıyor, o ağladıkça annemle babam yardım etme niyetiyle fazla üstüme geliyorlar. Kısırdöngüye bağlıyoruz ve sonunda ben patlıyorum, Akdeniz ateşi gibi kavuruyorum etrafı. Biraz mesafe istiyorum, belki fazla Avrupalılaşmışım fazla bireyselleşmişim ama biraz sakinlik ve mesafe istiyorum, çocuk merkezli bir tatil değil, erişkin bireyler gibi çocuk dışında sohbet ederek geçen günler istiyorum. Ailemi seviyorum, onları özledim, tatilde onları kırmak istemiyorum.

Ağlayan Çocuk Merkezi'ndeki psikolog bana: "SAL" dedi. Özetle. "Ağlarsa ağlasın, ailen bundan sıkıntı ve endişe duyuyorsa, bu onların kendi psikolojik sorunları. Sen çocuğunu "susturmaya" değil, "rahatlatmaya" odaklan, o susacağı zamanı kendi belirlesin. Sen bebeğin ağladığında, bunun kişilik özelliği olduğunu biliyorsun. Senden kaynaklı değil, sen onun her ihtiyacını veren, sevgiyi ise gereğinde çok fazla veren bir annesin. Yine de ağlarsa, bırak ağlasın, ister komşular, ister restoranttaki insanlar, isterse anne baban rahatsız olsun, bırak ağlasın" dedi. Evet aynen böyle dedi. Neden böyle dedi, ben ne yaptım, kim ne demiş, Halil ağa'nın sarı öküzü neden Hasan emmi'nin bostanına kaçmış bir sonraki yazıda.. (Çocuk uyandı kaçtım ayol, arkası yarın gibi oldu, pardon!)

Paylaş:  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Sosyete Sözler sayfamızı sizler için hazırladık.
Güzel Sözler, Anlamlı Sözler, Aşk Sözleri, Dini Sözler, Özlü Sözler ve Ünlü Sözleri şeklinde derlenmiştir.
Bazı sözler de hatalarımız var ise affola ve sizlerde bu hataları görürseniz lütfen bilgi vermekten çekinmeyiniz.

Güzel Sözler Mesajlar

Makaleler

En Güzel Mesajlar

Aşk Sözleri