"Bak yabancıların çocukları nası duruyo!"



Tatildeyiz malum. Efil efil giyinmişiz, iskeledeki balıkçıda ufak bir mezedir balıktır ziyafet çekeceğiz. Bambiniyi de almışız yanımıza, balıkları elimizle seçmişiz dolaptan, mezeler tazecik gelmiş, son kalamara çatalı kim daha hızlı isabet ettirecek yarışı içindeyiz. Kakara kikiri yapıyoruz, el ele göz göze oturuyoruz sevgilimle. Bambini yerlerde sürünüyor, kedilere atılıyor, tuttuğunu mıncıklıyor, üzerindeki beyaz elbisesi yerlerde sürünürken lekeleniyor, elleri domates lekesi, elbiseye siliyor, kediye yere düşen ekmek parçasını yediriyor, yemezse kendi yiyor. Beton bütün gün güneş altında kavrulmuş, kediler veteriner kontrollü kulakları küpeli kediler, ekmek tazecik.. Arka masadan bir ses "bak yabancıların çocukları bundan böyle sağlıklı işte, hiç bakıyorlar mı çocuğa, yerden yedi bak ekmeği, biz olsak..." Bozuntuya vermiyorum.

Gece ilerlemiş, arka masanın ufak bücürü sıkılmış, birkaç defa "anneğğğ sıkıldııığm" demiş, iplenmemiş. 20 metre uzakta oyun parkı ve salıncaklar bomboş duruyor, iskele araç trafiğine kapalı, kasaba küçücük yer, sakin. Yine de çocuk parka bırakılmıyor, annesi parka gitmektense rakısını tazelemeyi tercih ediyor. Oyuncaklar sıkmış, kedilere su fırlatma ve tekme sallama "oyunu" bıktırmış. Çocuk sıkılıyor. Bir ön masada bambini legolarını söküp takıyor, arada kediye ekmek ve balık atıyor, arada kendine masadan iki lokma balık, domates alıyor, sesi çıkmıyor. Arka masadaki çocuk artık sıkıntıdan çıldırmanın eşiğine gelince ağlamaya başlıyor. Arka masadan yine o ses: "Bana bak hep yaramazlık peşindesin! Bir ağlamaya kalk bak ben seni bir daha getiriyor muyum! Bak yabancıların çocuklarına hiç sesi çıkıyor mu!" Yine bozuntuya vermiyorum.

Arabaya bineceğiz. Maya'yı arkaya çocuk koltuğuna, yüzü ters bakacak şekilde bağlıyorum, kendim de annenin koltuğuna, eşimin yanına geçiyorum. Pencereler açık tabii, yanda eli kolu market poşetli iki teyze: "bak görüyor musun yabancılar çocukları böyle arka koltuğa hem de ters bağlıyor, çocuk ne manzara görüyor, geçti bak anası öne oturdu, ay yazık ayol, ağlamıyor da yazık, alışmış ne yapsın.."

Ertesi günlerden birinde, köyün tepelerinde denize bakan, efil efil esen bir köy kahvesine kahvaltıya gittik. Maya bahsettiğim gibi, çok yiyen, kilolu bir çocuk değil ama ben de yedirmeye çalışan, bunu dert edinen bir anne değilim. Mesela kahvaltıda bizimle masaya geliyor, belki ufacık iki lokma ekmek köşesi, simit kenarı, bir dilim domates, azıcık peynir kemiriyor, bir iki şeyin tadına bakıp, beğenmeyip geri çıkarıyor, yumurtaya uzaktan dahi selam çakmıyor falan. Normal bir Türk tavuk-annesini dehşete düşürecek durumlar. Tabii ki arka masadaki ses geç kalmıyor, hemen yetişiyor: "Ay kadın hiç oralı olmuyor, çocuk hiç bir şey yemedi bak, oynayıp oynayıp yere atıyor, ay benim yediresim geldi vallahi... " Uyuz oluyorum ama bozuntuya vermiyorum ki kadına cevap hemen yanındaki kadından geliyor: "ay şekerim yabancılar böyle, çocuklarına bakmıyorlar, çocuk kendi kendine ne yerse işte.. Baksana çocuğun kollarına incecik, ay bir hırka dahi giydirmemişler, üşür o üşür!"

Eeeee! Yettiniz gari...! Kocamla Türkçe konuşmuyoruz, servis yapanlarla da bağıra çağıra on metreden haykırarak konuşmuyorum diye yabancı yaftasını yapıştırdığınız yetmedi bir de tüm kalıp yargıları tek tek hönkürdünüz. Ayrıca kardeşim size ne, çocuk benim çocuğum değil mi? Son sözü söylemek, hakkındaki kararları almak bana düşer! Aaaa.. Asabi oluyorum ben bu ülkede yahu! Evet, yedirmiyorum çünkü çocuk acıkınca yer! Evet, Maya kuş kadar yiyor ama kendi gelişim eğrisinde büyümeye çok şükür ki devam ediyor. Belli ki bizim kısa ve kalın Türk genleri yerine babasının uzun ince genlerini almış çocuk.. Ayrıca reçele banılmış ekmek, yağlı börek yiyeceğine iki domates köşesi yesin başka yemesin bence daha iyi. Ayrıca evet, cılız kollarına hırka da giydirmedim çünkü hava 35 derece ve siz ve biz askılılarla terleme halindeyiz, çocuklar bizden daha hareketliyken, bizden daha fazla üşümeleri mümkün mü yahu? hele araba mevzuu ayrı bir rezalet, tatilde bebek koltuğu kullanan bir biz vardık, diğer tüm bebekler annelerinin kucağında, önde direksiyonda bile bebek gördüm, ya insanlar hiç mi korkmuyor bu kadar sık trafik kazası olan bir ülkede bu riskleri almaya? Yeter ki ağlamasın derken Allah korusun bir anlık çarpmayla ömür boyu engelli kalırsa hiç mi vicdan azabı çekmezler bu anneler babalar?

İlle yabancı mı olmak lazım çocuğumuza insan gibi, saygılı davranmak için? Gereksiz yerde aşırı korumacılık yerine gerçekten gerekli olduğunda ihmalkar davranmamak için? Ve çocuğun "duran" bir şey olmadığını, bağımsızlık adımları atarken sizin koyduğunuz sınırları devamlı yıkmayı deneyeceğini, ancak bu şekilde nerede nasıl davranılması gerektiğini öğrenebileceğini bilmek için? Ay daraldım!


Paylaş:  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Sosyete Sözler sayfamızı sizler için hazırladık.
Güzel Sözler, Anlamlı Sözler, Aşk Sözleri, Dini Sözler, Özlü Sözler ve Ünlü Sözleri şeklinde derlenmiştir.
Bazı sözler de hatalarımız var ise affola ve sizlerde bu hataları görürseniz lütfen bilgi vermekten çekinmeyiniz.

Güzel Sözler Mesajlar

Makaleler

En Güzel Mesajlar

Aşk Sözleri